Resmi Sitesi
Daum
Daum-u Memnu (Veda)
Haz 30th
Ve merakla izlenen Daum-u Memnu dizisi müthiş bir finalle bitti. Hem de ne final.
“Adnan Daum” köşkü, yatı, katı, oğlu “Nihal Marcel”i aldı gitti.
“Matmazel de Koch”, Daum ile gitti. Hoop hemen arabanın önüne oturdu.
Daum’un karısı ağladı, Gazi sucukları ağladı, Euro/TL paritesini takip edenler ağladı.
“Bihter Aykut Kocaman” kalemi şakağına dayadı, imzayı attı, intihar etti.
“Behlül Güiza” köşkten tam kaçıyordu, evin şişman kahyası “Süleyman Efendi Del Bosque”, Güiza’yı kadroya almadı, çocuğun yine saçı sakalına karıştı. Mezarında “Genç Beşir Semih”i ziyaret etti. Çünkü Güiza kalınca Semih de öldü.
“Firdevs Mahmut Uslu”ya 11 seneden sonra felç geldi.
Köşke Maldonado, Josico, Ali Bilgin, Burak, Fabiano, Aragones, Kezman, Edu, Sergio, Simao devamlı birileri girip çıktı.
Daum-u Memnu.
Yani Yasak Daum.
Konusu; Denizli maçından sonra yasaklanan bir teknik direktörün, Trabzon maçında tekrar yasaklanmasına kadar yaşadığı milyon Euroluk dram.
Türü; Bilim kurgu-fantastik-komedi-dram.
Daum-u Memnu.
Almanya’daki ismi de “Memnun Daum”.
Fakat merak etmeyin, bu dizi burada bitmedi.
Tekrar çekilir.
Bu kafa ve bu para olduğu sürece sonsuza kadar çekilir.
Ve her Türk dizisinde ve filminde olduğu gibi en son iyiler ölür.
Tıpkı Rıdvan Dilmen gibi…
Tıpkı Oğuz Çetin gibi…
Fakat bir kişiye hiçbir şey olmaz.
Çünkü o ölürse film biter…
Genetiği Değiştirilmiş Odun
Kas 24th
Mustafa Denizli, 2000 senesinde 6.yabancıyı oyuna alarak Beşiktaş’a 3-0 hükmen mağlup olmuştu. Bu, Beşiktaş’ın en son 3 farkla yendiği maçtı. Fenerbahçe, bu sefer de Mustafa Denizli’ye 3-0 hükmen mağlup oldu. Çünkü takımın başında Dahi Daum vardı.
Allah, kimseye 1 hafta ara verdirmesin.
1 hafta yoktuk; Galatasaray küme düştü, yönetici “Herşeye razıyız” dedi, cezadan sonra “Biraz fazla olmuş” dedi, koskoca lider 3 yedi, Yıldırım Demirören en büyük başkan, Mustafa Denizli en büyük teknik direktör oldu, Broos kaptı-kaçtı, Ankaragücü yine karıştı, bahis skandalı Türkiye’ye tabi ki uzadı, Arda domuz gibi oldu, pardon domuz gribi oldu, De Nigris vefat etti, Henry koskoca bir ülkeyi elledi.
Size yemin ediyorum, Amerika’da bu olayların % 0,1’i olsun, vatandaş korkudan yatamaz. Fakat Türkiye’de gündem salisede değişir.
Neyse uzatmayalım, Beşiktaş maçından bazı notlar verelim.
Şimdi, Daum zannetmiş ki, Kadıköy’deki Galatasaray derbileri bir referanstır. Yani orada iyi oynayan bir Kazım, gelir her yerde iyi oynar. Halbuki, bilmesi gerekir ki, Kadıköy’de Galatasaray’a belki bir tek ben iyi oynayıp, gol atmamışımdır.
Kaldı ki, Kazım çırpınır, basar, yer, ısırır, fakat bitirici özelliği yoktur. Fenerbahçe’nin, özellikle kontratak oynadığı şu 15 yılda, Beşiktaş gibi hırs dolu bir deplasmana, muhakkak bitirici özelliği olan bir golcü ile gidilmesi en sağlıklı çözümdür. Bu çözümün de ismi genç Semih veya diğer ismi ile sakallı Semih’tir. Zaten hep bu çözümlerle kazanılmıştır. (Örnek; Anelka, Kezman, Moldovan, Aykut vs.)
Daum, hem inatçıdır hem de dahidir. Çünkü, Dos Santos’u kazanmak adına çocuğu bir tek ön liberoda denememiştir, bir de oturma odasında. Malesef ilki daha imkansız gözükse de, onu da başarmıştır.
Tabi bunu başarırken Selçuk, Deniz, Semih, Wederson, Özer gibi adamları da küstürmüştür. Hatta Semih’in sıkıntıdan yüzünde tüy bitmiştir.
Geçen sene Beşiktaş’ı Gökhan Gönül-Yasin stoper çifti ile yenerken, bu sene Önder “the Dambıl” ile 3 gol yemişlerdir. Bu sene Fenerbahçe toplam 10 gol, fakat Önder’in oynadığı maçlarda toplam 7 gol yemiştir. Önder bunu sadece 6 maçta becermiştir.
Sonuç olarak;
Alex, Roberto Carlos, Dos Santos, Önder, ½ Emre (maçların 50.dakikasından sonraki Emre), Güiza, Deivid, Baroni, Ali Bilgin ile Fenerbahçe’nin bir takımın saçını çekmeye bile mecali yoktur, kaldı ki Fenerbahçe ısıracaktır, koparacaktır. Zaten kalan 4 maç Fenerbahçe’nin neyi ısırıp koparacağını bize gösterecektir.
Fakat bu analizlerin de hiçbir önemi yoktur. Çünkü bunları ilk önce bir Fenerbahçeli’nin idrak etmesi gerekir.
Eğer yurdum insanı, Galatasaray maçında heykelini diktiği futbolcunun, Beşiktaş maçında “Bu da futbolcu mu” diye tartışıyorsa, o zaman Alex’in de yapacağı hiç bir şey yoktur. Kaldı ki, Alex her iki maçta da aynı km’i koşmuş, aynı performansı göstermiştir. Sadece son maçta bir frikik atamamıştır. Ve yıllardır da aynı performansı göstermektedir.
Sorun, Kazım değildir.
Sorun, Daum değildir.
Sorun, Alex’in performansı da değildir.
Zira, Kazım’ın beyni, Daum’un dahiliği, Alex’in performansı sabittir.
Sorun, bu transferleri havalimanında karşılayan, 2010’a girerken hala Alex diyen, herşey güllük gülistanlıkmış gibi maça giden, hiçbir şeyi eleştirmeyen, hiç bir aksiyon almayan, bana hala Gökhan’ın pozisyonunu ve Alex’in direğini anlatmaya çalışan zihniyettedir.
Daum-dun futbol
Eki 20th
İki laz fıkrası birden; Bir kaleci maçtan sonra arkadaşını aramış; “Ya hocam, ben bir gol yedim de, bir bakar mısın, gol barajın neresinden geçti?” Başkan da “Hayırlı olsun” demiş. Bunun üzerine teknik direktör, “Ben Tabata’yı alın demedim ki, iyi futbolcu dedim” demiş.
Fenerbahçe’yi ve aurasını anladığım gün, herşeye tövbe edeceğim.
Şimdi, Galatasaray’ı iyi-kötü tartışırsın. Dersin ki mesela, yahu bu takım 4 atıyor, fakat 3 yiyor, Ayhan yoruluyor, yerine Barış’ı koyalım dersin. Galatasaray 4-3-1-2’e dönse daha iyi olur dersin. Hatta Sabri forvet oynamalı da diyebilirsin.
Yani detaylara inersin. Galatasaray birşeyler oynuyor, fakat 1-2 aksiyon şart dersin.
Fakat Fenerbahçe öyle değil ki…Daha fundamental problemleri çözemiyor ki Fenerbahçe, detaylara insin.
8 haftadır sanki Fenerbahçe dan-dun top oynamıyormuş gibi (Gençlerbirliği maçı için sözümüz meclisten dışarı), onu bırak sanki 18 yıldır Fenerbahçe her rakibini eziyormuş gibi (88-89 sezonu hariç), tüh 9da9 yapamadık deniyor.
Bakın ben size halk dilinde 9 haftanın futbolcu analizini yapayım, niye yenildiğini anlarsınız.
Eskiden TRT1’de Mustafa Yolaşan’ın Pazar programlarında Harlem’in maçları olurdu. Böyle Amerikan bayraklı şortlu hoplayıp zıplayan, potanın tepesinde dolaşan 5 tane kavruk tip. İstedikleri zaman üçlük atar, istedikleri zaman adam geçerlerdi. Aha, onlardan biri Colin Kazım. Sağ tarafta kendi kendinin sağından atıyor, kendinin solundan geçiyor.
Eskiden, ve hala öyle, mahallede maç olur, bir kişi kesin eksiktir. Hüseyin Amca’yı çağırırsın, gelir, sağa sola devamlı “Koşun gençler, pres yapın” der, kendi hiç koşamaz. Yanından vızır vızır geçerler, bir de muhakkak keldir. Aha, bu da Roberto Carlos.
Maçtan önce ısınırsın. Karşı tarafta bir oyuncu vardır. Topu ensesinde, antrikotunda sektirir. Maç başlar, buna bir yatarak girerler, bir daha maça da gelmez. Bu da Dos Santos.
İyi topçu diye maça özel birini getirirsin. Adam forvete geçer, hiç konuşmaz, sittim sene geri gelmez. Maç biter, arabasına atlar gider. Bu da Güiza.
Bir de, bütün bunların başında biri olur. Organizasyonu o yapar, top onundur, sahayı o ayarlar ve adamları o bulur. Eğer adamla iyi geçinmezsen, seni bir daha çağırmaz. Eğer damarına basarsan, seni siler. Eğer bir şekilde bağın yoksa, sittim sene seni bir maçta oynatmaz. Çekirdeğini parçalarsın, adamın inadını kıramazsın. Bu da Erol Taş değil, herhalde.
Bu kadar kişiye, bu kadar cins insana, bu kadar yanlış transfere rağmen 8’de 8 büyük başarıdır, kıymet bilmek gerekir.
Fakat, nerede?
Türk insanı işte…
Ne kıymet bilir, ne de ne olacağım der…
Sevgili günlük
Eki 16th
Sevgili günlük,
Uzun zamandır sana yazamıyorum. Geçen hafta yoğun bir haftaydı, sen de biliyorsun. A Milli Takımımız’ın 2.torbadan girip altındaki 4 takımdan 8 maçta sadece 15 puan alması, Fatih Terim açılımı, Ermenistan maçının bir tek spor ile alakası olmaması, Rüştü’nün futbolu hala bırakmama ihtimali derken Lig’imize geri döndük. Yarın önemli bir maçımız var. Sanırım, bu maç ile üst üste 9.galibiyetimizi alacağız. Esas önemli olan 11.haftadaki Kayseri maçı. Bakalım 11 hafta üst üste yenebilecek miyiz? Ondan sonra 2 hafta bay geçiyoruz. Sonra çok daha önemli bir maç var. Kasımpaşa bize geliyor.
Malesef bazı sakatlıklarımız var. Lugano ve Dos Santos da yorgun gelecekler. Özellikle Lugano, play-off’lara kaldığı için mental açıdan da yorgun. Fakat, Lugano uyurken bile pres yaptığı için, ben onun yorgunluğunu yerim. Lakin, ben şunu anlamıyorum, Santos’u niye oraya kadar yoruyorlar? Çocukcağızın zaten dili dışarda. Artı ben Cristian’ı izlemeye gittiğimde görmüş, almıştım. Nereden bileyim bu kadar Milli Takım’a çağıracaklarını? Adam haftasonu Kadıköy’de, Salı günü Şili’de, Perşembe Antep’de. Adını yazacak derman kalmaz insanda.
Daum, geçen gün bir bilmece gibi birşey söyledi. Fenerbahçe’nin A’sı şu, B’si şu, F’si şu diye. Daum, çok kurt hoca. Fenerbahçe ile birlikte Milli Takımlar teknik direktörlüğüne getirilme durumu olunca, konuyu başka yere çekmeye çalıştı. Fakat Mahmut Uslu bunu yemedi. Hemen cevabını verdi. Aziz Yıldırım ve yönetim, Tanjevic konusunda tecrübeli olduğu için bu konuda tavırları net ve kesindi.
Fakat ben birşeyi anlamıyorum. Milli Takım menajerliğinde benim de ismim geçiyor, fakat yönetim benim için bir açıklama yapmadı. Acaba gidiyor muyum? Acaba Hiddink ile iyi bir ikili olur muyuz? Acaba Hiddink beni hatırlıyor mudur? Acaba sözleşmem de “Sadece Milli Takım’a gidebilir” diye mi yazıyor? Sözleşmeme tekrar bir baksam iyi olacak.
Takım iyi çalışıyor. Özer, maşallah dozer gibi. Daum biraz inatçı olmasa, belki yarın Bekir, Mehmet Topuz, Özer hepsi oynayabilir. Çünkü zaten Milli Takım’larından dönenler yorgun, bu maçta oynatmayacaksın da Avrupa Ligi finalinde mi oynatacaksın? Geçen gün antrenmandan bir çocuk kovdum. Meğer bizim Abdülkadirmiş. Ne bileyim, çocukların hepsinin yüzünü unuttuk.
Fakat Daum’un hakkını yemeyelim. Enkaz devraldığı doğru.Herşeye baştan başladı. Bence Fenerbahçe’nin A’sı derken, futbolun A’sından başlattığını ima ediyor. Başkan da bu sene beni getirerek çok akıllı bir iş yaptı. Eğer beni almasaydı, şu an Bank Asya’daydık. Adamcağızın bu sene de gıkı çıkmıyor zaten, nazar değmesin. Bir de şu Güiza ile Deivid’i doyurmaktan vazgeçse, herşey çok güzel olacak. Her ay başında hesaplarına 500’er milyar yatınca, benim gibi efendi adam bile deliriyor. Sen de biliyorsun, her gün klübe geliyorum, sabahtan akşama kadar kafa patlatıyorum. Neyse sorun değil, bizler ne de olsa pazara kadar değil, mezara kadar Fenerbahçe’liyiz.
Sevgili günlük, şimdilik bu kadar. Hafta içi Romanya’dayız. Gelince, inşallah güzel günlerimi sana not edeceğim. Sana Romanya’dan post-it, fosforlu kalem getireceğim.
Sağlıcakla kal.
SistemSizsiniz
Eki 14th
Türk İnsanı, eğer A, B, C, Z, U15, U13, U5 Milli Takımları’nın kısa vadede bütün turnuvalara katıldığını, turnuvalarda gruptan çıkıp finaller oynadığını görmek istiyorsa, yarın sabah ezanı ile Mircea Lucescu’yu göreve getirmelidir. Fakat sözleşmeye bir de şart koyulmalıdır. O da, Lucescu’nun Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Tokatspor, Afyonkarahisar ve diğer bütün takımlarının da teknik direktörü olması şartıdır.
Ve en sonunda Fatih Terim’i gönderdik.
Niye böyle olduğuna dair gazetelerde onlarca madde, yüzlerce neden, binlerce olay.
Nihat varmış, Gökdeniz yokmuş, Fatih Terim Mesut’a gitmemiş, Oğuz ile Metin Tekin kılıbıkmış, Mahmut Özgener Fatih Terim’i başı boş bırakmış, Kayseri’nin çimleri kötüymüş falan filan.
Eğer Dünya Kupası’na gitseydik, ara başlıklar şöyle;
Fatih Terim, otobüste Emre ile kavga eden “iddiacı” Gökdeniz’i kadro dışarı ederek takımda huzur sağladı.
Mesut Özil yerine “Türk”leri seçti. Ruh ortaya çıktı..
Oğuz ile Metin, 40 yıllık dostluğun zaferi.
Özgener, her başarılı teknik direktörün arkasındaki Başkan.
Maçı Kayseri’ye alarak karşı takımın oynunu bozduk falan filan.
Sorunun isimler olmadığını, küçük beyinlerin isimlerle, büyük beyinlerin de sistemlerle uğraştığını anladığımız gün bu iş bitecek.
Bitecek de, bitene kadar anamız ağlayacak.
Bu kesin.
Çünkü, sorunu sadece Fatih Terim, Mustafa Denizli, Ersun Yanal zannediyoruz.
Sorun Ertuğrul Sağlam ile, Lippi ile, Hippi ile çözülecek zannediyoruz.
Aynı Recep Tayyip Erdoğan gidince herşey çözülecekmiş gibi.
Aynı Osman Durmuşlar, Atilla Koçlar gidince herşeyin pespembe olacağına inandığımız gibi.
Veya Aziz Yıldırımlar’ın, Yıldırım Demirörenler’in gitmelerini istememiz gibi…
Sorunun sistemsizlik olduğunu görmüyoruz.
Çünkü biz biliyoruz ki, bize sistem, uzun vade, sabır, makro, disiplin kelimeleri uymaz, yakışmaz.
Biz istiyoruz ki hemen Lucescu veya Daum gelsin, şampiyon yapsın, sonra ne yaparsa yapsın.
Ve bazı şeyleri görmüyoruz.
Feyyazlardan, Tanjulardan, Hakan Şükürlerden sonra 70 milyondan sadece Genç Semih’in çıktığını,
Defansta Önder diye bir dambılı oynattığımızı,
Türkiye’de yetiştirip Avrupa’ya gönderdiğimiz tek oyuncunun Stoke City’de bile oynamadığını görmüyoruz.
100 futbolcunun 80’nin niye devamlı sakatlık geçirdiğini araştırmıyoruz.
Fakat biz 6+2 yapmasını çok iyi biliyoruz.
Biz yeşil alanları, top sahalarını 100 katlı rezidans yapmayı çok iyi biliyoruz.
Biz Fatih Terim’e 150 milyar verirken car car konuşuyoruz, fakat Deivid’e, Linderoth’a, Delgado’ya ayda 500 milyar verirken susuyoruz.
Biz her zaman en iyi yaptığımızı şeyi yapıyoruz.
Biz günü kurtarmaya çalışıyoruz, sonra Allah büyük diyoruz.
O da yardım etmezse, yarın ola hayrola diyoruz.
Ulan o da olmazsa, koy dibine diyoruz.
Sonra kıçımızı dönüp uyuyoruz.
Tıpkı Dünya Kupası üçüncüsü olduktan sonra Avrupa Şampiyonası’na gidemediğimiz akşam gibi.
Tıpkı Avrupa üçüncüsü olduktan sonra Dünya Kupası’na gidemediğimiz akşam gibi.




Son Yorumlar